hemen tıkla...

Garcia’ya Mektup

Kişisel gelişimciler tarafından sıklıkla kullanılan bir konudur Garcia’ya Mektup. Ben de biraz konuyu yumuşatayım, biraz madalyonun diğer yüzüne de bakayım istiyorum. Öğrencilerimiz açısından yorumları yazının sonlarına koyayım diyorum. Dedim bile.

Who is Garcia? İspanyol bir futbolcu olabilir mi? Değildir, öyle olsa e-mail atardık ya da en güzeli 3G ile canlı yayına çıkartırdık, ne mektubu yahu, yıl olmuş 2012 mektup mu kaldı.

1899’da Amerika’da bir dergide yazılmış, dünyanın en ünlü makalesidir. Yüz milyondan fazla sayıda çoğaltılmış ve dağıtılmıştır. Bir Türk olarak merak ediyorum tabii ki; acaba yazarı Elbert Hubbart bu kopyalardan telif ücreti almış mıdır, aldıysa ne kadar tutmuştur? Başka sorum yok.

Aslında konu Garcia’ya Mektup olmakla birlikte olayın kahramanının ismi Rowan’dır, nedense pek kimse hatırlamaz. Asıl golü atan Çavuş Rowan’dır yani, ama afişte ismi altlarda yazar, kupayı Garcia kaldırır.

Hikaye şudur :

—- orijinal —-

GARCIA’YA MEKTUP

Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya arasındaki savaşın bir aşamasında ABD Başkanı, çok acele olarak Küba’daki isyancıların önderi Garcia’ya bir haber göndermek istedi. Garcia, hangisinde olduğu bilinmeyen Küba dağlarından birinde ve nerede oldukları bilinmeyen onlarca sığınaktan birinde saklanıyordu. Kendisine posta ya da telgraf yoluyla ulaşabilmek olanaksızdı.
ABD Başkanı’nın ona, ne denli önemli bir haber göndermek istediğini bilen çevresindekiler, Garcia’ya bir haberin, ancak elden götürülebilecek bir mektupla ulaştırılabileceğini bildirmek zorunda kaldılar. Başkanın çaresiz bakışları karşısında yanıt, çevresindeki subaylardan birinden geldi.
‘Benim birliğimde, Rowan adında bir çavuş vardır’ dedi. Kimsenin nerede olduğunu bilmediği Garcia’yi o bulabilir ve mektubunuzu kendisine ulaştırabilir.

Bu yanıta Başkan’ın aklı pek yatmamıştı ama, ortada yapılabilecek başka bir şey yoktu. Rowan çağrıldı. Kendisine, Garcia’ya gönderilecek mektup uzatıldı ve… ‘Bunu, Garcia’ya teslim edeceksin’ denildi.
Rowan mektubu aldı, üniformasının yanındaki deri kesenin içine koydu, kesenin ağzını sıkıca büzdükten sonra, göğsünün üzerine kayışla bağladı. Önce Başkan’a selam verdi, sonra komutanlara, en sonra da kendi komutanına selam verdi, dışarı çıktı.

Rowan, yola çıktıktan tam dört gün sonra, gecenin karanlığından da yararlanarak, üstü açık bir kayıkla Küba sahilinin açıklarına vardı. Küba’nın, balta girmemiş ormanlarına dalıp, gözden kaybolduktan üç hafta sonra, adanın öteki yakasında ortaya çıktı. Ülkesinin düşmanı bir ülkeyi, yürüyerek bir uçtan öteki uca geçti ve Garcia’ya, mektubunu teslim etti.

—- orijinal —-

 

—- bu da benim anlatımım —-

Amerikan başkanı nerede olduğu tam bilinmeyen komutanlarından Garcia için bir mektup yazmıştır, sanırım bir savaş taktiği içeriyordu mektup. Zira konu savaş sırasında geçmektedir. Garcia’nın nerede olduğu bilinmediği ve savaş sırasında olunduğu için ptt ile göndermek mümkün değildi. Elden teslim etmek gerekiyordu. Başkanın kurmayları çavuş Rowan’ı önerdiler. Nitekim Rowan mektubu aldı ve yola çıktı. Başkana; Garcia nerede, nasıl gideceğim, yol ücreti alacak mıyım, kaç para, sigortam yatmaya devam edecek mi, ölürsem şehit sayılacak mıyım gibi sorular sormadı.

—- bu da benim anlatımım —-

Bir grup vardır ki, genellikle yöneticilerdir, çok severler bu hikayeyi. Bir grup da nefret eder, hatta dalga geçer. Bence dalga geçilmesinin sebebi hikayenin eksik bırakılması, detayların anlatılmamış olmasıdır. Ekşi sözlük’e bakarsanız nasıl dalga geçildiğini görürsünüz.

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ

Hikayede bahsedilmeyen, Rowan’ın Garcia’yı nasıl bulduğudur. Öyle ya, radar yok, navigasyon yok, google yok. Rowan Garcia’yı nasıl buldu? Nasıl bulacak, birilerine sordu mutlaka. Direkt Amerikan başkanına sormadı diye, hiç kimseye sormadığını düşünmemek lazım. Ya da mutlaka bir para, yiyecek, bir şeyler almıştır değil mi? Ancak konu öyle bir lanse ediliyor ki, sanki aç bilaç nereye gideceğini bilemeden yollara düşmüş gibi.

Rowan bir posta güvercini de değil ki yolunu kimseye sormadan bulsun. Öyle bile olsa önce Başkana ait olup Garcia’nın yanında götürülmüş olmalı ve Garcia tarafından ayağına bir pusula iliştirilip Başkana gönderilmiş olmalıydı. Devamında da Başkanın güvercin Rowan’ın ayağına mektubu iliştirip gökyüzüne bırakması gerekirdi. Tamam fark ettim,  Discovery Channel tadında açıklamalar oldu ama doğru bunlar yahu. Biz de Richard Bach’ın Martı Jonathan Livingstone’undan önce Güvercin Rowan’ın hikayesiyle karşılaşmış olurduk.

Rowan’ın takdir edilmesi gereken en önemli özelliği kime, neyi soracağını bilmesi. Şimdi bile her şey google’da yok, hele o zamanlar çok daha zahmetli bir iş. Ancak Rowan doğru kişiye doğru soruları sormuş ki görevini yerine getirebilmiştir. Aşağıda Rowan’ın başka neler yaptığını “Lessie bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor” tarzında deşifre edeceğim. İşimize geldiği gibi elbette.

 

ÖĞRENCİYE MEKTUP

Hikayenin sonunda genelde bu konuyu iş hayatına bağlayan kısa bir hikaye daha anlatılır. Türk Kara Harp Okulu öğrencilerine dağıtılan Garcia’ya Mektup’un ekidir aynı zamanda. Bu hikaye konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacak.

—alıntı—-

Bir defasında her yönetici gibi öylesine meşgul iken odama

giren bir memur bana: “Efendim siz, birlikte çalıştığım

arkadaşlarımdan birini terfi ettirdiniz. Yaş ve kıdem bakımından

aramızda hiçbir fark yok. Öğrenimimizde aynı. O benden daha

yakışıklı da değil. Beni hala terfi ettirmiyorsunuz.” dedi. Ben ise

dalgınlık halinde mırıldandım.

“-Sokakta gürültü var. Duyuyor musunuz? Nedir acaba?”

“-Gidip sorayım efendim” diye memur can sıkıntısı ile cevap

verdi.

Biraz sonra döndü.

“-Bir arabaymış efendim…”

“-Yükü neymiş?” diye sordum.

“-Gidip bakayım efendim…”

Biraz sonra döndü.

“-Arabanın yükü bir sürü çuval efendim.”

“-Çuvallarda ne varmış?”

“-Gidip bakayım efendim.”

Biraz sonra döndü.

“-Çuvallarda çimento varmış efendim…”

“-Nereye gidiyormuş bu araba?”

“-Gidip bakayım efendim.”

Biraz sonra dönüp cevap verdi.

“-X ve Y inşaat şirketinin şantiyesine gidiyormuş efendim…”

“-Çok güzel..” dedim. “Şimdi bana terfi eden arkadaşınızı

çağırır mısınız lütfen? Hani haksız yere terfi eden arkadaşınızı.”

Beriki geldi. Ben mırıldandım:

“-Sokakta bir takım gürültüler oluyor nedir acaba?”

“Gidip bakayım efendim.”

Döndüğü zaman şöyle cevap verdi:

“-Kırk çuval portland çimentosu yüklü araba. Çimentoların

menşei New Orleans. X ve Y inşaat şirketinin merkez şantiyesinen

gidiyormuş.” Ve devam etti. “Uluslararası ulaşıma ait bir kamyon

çuvallarını istasyondan almış. Çuvallardan biri patladığı için şimdi

bunu değiştirmeye çalışıyorlar.”

—alıntı—

Çavuş Rowan’ı başarılarından dolayı tebrik ettikten sonra, bir öğrenci açısından Garcia’ya Mektup ne anlama gelir bakalım. Yani Rowan gibi yüz küsur yıl sonra bile ünlü olan biri bunu nasıl başarmış, inceleyelim.

Rowan’ın çalışkan biri olduğuna kuşku yok. Görevini zamanında yapan Rowan ile ödevlerini zamanında teslim eden öğrencimizi aynı düzlemde görebiliriz sanırım.

Çavuş üstlerinin emirlerine itaat ediyor. Bu basit, öğrencilerimiz de öğretmenlerinin emirlerini dinliyor.

Azimli olduğu kesin. O kadar yolu, çeşitli yollarla, hatta koca Küba’yı bir uçtan bir uca yürüyerek kat ediyor. O sırada başına neler geldiği detayına sahip değiliz ama İstiklal Caddesinde yürümek kadar zor olmadığı kesin. Yok vazgeçtim, en azından İstiklal Caddesinde Pazar öğleden sonra yürümek kadar zor olmuştur.

Zorluklardan yılmamak, hedefe doğru giderken karşılaştığımız yeni durumlara uyum sağlama fikrini veriyor bize. Yeni bir konu, ilk başta zor gelen bir ders ve bunları aşma yöntemlerini uygulamak bizi hedefe doğru götürür, değil mi?

Rowan’ın hikayesinin eki de bize güzel bilgiler, açıklamalar veriyor. Hikayeyi sadece müdürün gözüne girmek olarak değerlendirmeyin.

Bir konuyu tam olarak araştırmanın önemini gösteriyor. Bu konuda bariz bir örneğim var. Gençliğimde özel ders verirken, bir öğrencim vardı okulda verilen çok basit ödevleri bile yapamıyordu. Ödev ne zaman verilirse verilsin beni bekliyordu. Bu konuyu anlamdım okulda, formül neydi unuttum gibi bahanelerle gelirdi. Ben de ona kitaptaki ödevin birkaç sayfa öncesinde bu konunun anlatılmış olduğunu söyler ve gösterirdim. Çok şaşırırdı. Bunda şaşacak ne var? Elbette anlatılmayan bir konunun sorusu olmaz.

Yani; bir hedef belirlemiş ve bu hedefe yürüyen öğrencilerimizin, bir plan dahilinde azim, kararlılık, disiplin ve gönüllülük göstermeleri şarttır.

Kişisel Garcia’ya Mektup hikayenizi kendiniz oluşturabilirsiniz, her şey sizin elinizde.

 

Yazan : Uğur KIRGÖZ

0% Oyla
Yazan - Ara 2 2011. Kategori Üye Yazıları. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yapabilmek için, kayıtlı olmanız gerekmektedir Giriş

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım: SetuP Bilgisayar